3
. ULUSLARARASI
ÜNİDOKAP KARADENİZ SEMPOZYUMU
“Sürdürülebilir Tarım ve Çevre”
Gün Saat Dakika
Sempozyuma Kalan Süre Yerine:
Tokat, Türkiye, 21-23 Haziran 2019 15 Temmuz Kongre ve Kültür Merkezi Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Aşağı
Kaydırın

DAHA ÖNCE HİÇ TOKAT’A GELDİNİZ Mİ?

Daha önce hiç Tokat’a gelmemiş olanların, neden bilinmez bozkırın ortasında sarı, sıcak, sıkıcı bir kent canlanır zihinlerinde. Oldukça dengeli bir iklime sahip olan Tokat; ne Karadeniz sahilleri kadar aşırı yağışlı ve nemli, ne orta Anadolu kadar kurak, ne aşırı soğuk, ne aşırı sıcaktır.

Yeşilırmak’ın üç kolunun geçtiği, üç bereketli ovası vardır. Kelkit Ovası’nı Kelkit kolu, Kazova’yı Tozanlı kolu, 1000 metre rakımlı Artova’yı ise Çekerek kolu sular. Tokat’ın en kuzeyinde hem iklim ve bitki örtüsü, hem köylerdeki mimari, hem de insanları Karadeniz’le bire bir benzer. Tokat’ın en güneyinde ise iklim, bitki örtüsü ve insanlar Orta Anadolu ile aynıdır. Farklı yüksekliklerdeki bu ovalar Akdeniz bitkileri hariç bütün Anadolu’daki bitki çeşitlerinin burada görülmesinin yanında endemik türleri de içinde barındırır. Dünyadaki en önemli 12 gen merkezinin dördü Türkiye’de, bunlardan ikisi de Tokat’tadır.

Şu an 14 devlet ve bir çok beyliğin yaşadığı ve egemen olduğu, geniş ve sulak vadilerle bunlar arasındaki geçitlerden oluşan bereketli alanların orta yerinde bulunan nadir bir coğrafyanın kalbindesiniz.

Farklı kültürlerin kavgasız, gürültüsüz günümüze kadar yaşayıp geldiği bir diyarın havasını teneffüs etmektesiniz. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde bahsettiği gibi, “Bu havası hoş şehrin dört tarafında bahçe ve bostanlar içinden sular akar. Her bağında birer köşk, havuz, fıskiyeler ve çeşitli meyveler bulunur. Halk zevk ehlidir. Gariplerle dostturlar, kin tutmaz, hile bilmez, yumuşak huylu insanlardır. Cami, saray, köşk ve imaretleri o kadar sağlam ve güzel olur ki buralara girenler hayran olurlar. Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayırlı ve bereketli duaları ile bu eski alimler konağı, fazıllar yurdu ve şairler yatağıdır.”

Türklerin Anadolu’ya gelişinden önce de önemli bir merkezdir Tokat. Altı bin yıllık geçmişi ile bir çok uygarlığın yaşamış olduğu bu eşsiz şehrimiz, gerek tarihsel ve kültürel zenginliği, gerek çevre çekicilikleri ve doğal varlıkları, gerek zengin mutfağı ve kökü asırlar öncesine dayanan el sanatlarıyla kültür ve doğa turizmi yönünden üstün özellikler taşıyan konumdadır.

Büyük Hitit Devletinin doğu federasyonlarına sağlı bir çok kentin, Yeşilırmak’ın kolları Kelkit, Tozanlı ve Çekerek kolun vadileri boyunca kurulması ile başlayan, Pers ve Pontus döneminde doruğa ulaşan derebeylik dönemi, Tokat, Niksar, Zile ve Turhal’da en tipik ve güçlü şeklini almıştır.

Yine uzun bir dönem Roma ve Bizans egemenliği altına giren Tokat, Danişmend ve Selçuklu Türklerinin siyasi üstünlükleriyle birlikte Maveraünnehir’den gelen Türk-İslam kültürü ile tanışmıştır. 900 yıldan beri de kesintisiz Türk egemenliği altındadır. Bu tarihi süreçte çok çarpıcı hadiselerde yaşamıştır Tokat. Timur’un Büyük Anadolu işgalinde fethedemediği tek kale Tokat Kalesi’dir. Yani işgale boyun eğmemiş ve başı diktir bu kalenin. Yine Vlad Tepes ismiyle Eflak Bağdan prensliği yapan, zulüm ve vahşi eylemleri nedeniyle Kazıklı Voyvoda veya Drakula olarak ünlenen şahsın da Tokat kalesi zindanında bir süre esir kalmış olması kentin tarihsel geçmişinin ne denli heyecan verici olduğunu gözler önüne sermektedir.

Yine bu coğrafya ünlü Roma İmparatoru Sezar’ın tarihe geçer VENİ, VİDİ, VECİ (Geldim, Gördüm, Yendim) sözünün geçtiği coğrafyadır. Romalılardan önce suyun, sulama ve ev tüketiminin ötesinde endüstriyel amaçlı kullanıldığı ilk yer Niksar’dır. Yani Niksar, ilk endüstri başkentidir diyebiliriz. İlk dikey milli değirmenlerin kurulup Roma’ya taşındığı Anadolu’nun endüstri ile ilk tanıştığı, Anadolu’nun ilk Türk Medresesinin kurulduğu, ilk Türk başkentlerinden Niksar’ı sınırlarında barındıran tarihi İpek Yolu’nda bulunan, Ballıca Mağarası ile Pazar’ı, kalesiyle, kültürel zenginliğiyle Turhal’ı, doğal güzellikleriyle Almus’u ve Başçiftlik’i kültürel derinliği ve termal kaynakları ile Reşadiye’yi, antik kent Sulusaray’ı, ilimiz sınırlarında barındıran önemli kimlikli zengin bir coğrafyadır. Ayrıca ziyarete açılan 8 salonu, 680 M. Uzunluğunda ve 95 m. Yüksekliğinde olan Ballıca Mağarası, dünyanın en büyük ve en görkemli mağaralarından biri. Bu doğa harikası, henüz ziyarete açılmayan ve keşfedilmemiş bölümleri ile gizemini korumayı sürdürüyor.

Ballıca Mağarası’ndaki oluşumları izlemek, doğal bir müzeyi gezmek gibi. Yaşı yaklaşık 3.4 milyon yıl olarak tespit edilen tüm mağara oluşumlarına sahip olmanın yanı sıra, özgün soğan sarkıtları ile de uluslararası önem taşıyor.

Pazar ilçesinden Ballıca Mağarası’na ulaşan 8 km.lik yol, Kral Yolu’na bağlanan Selçuklu dönemine ait bir köprünün yanından geçiyor. Yapımı 1238 yılına tarihlenen ve 2006 yılında restorasyon çalışmalarına başlanan Mahperi Sultan Kervansarayı da mağara yolu üzerinde yer alıyor.

Bir çok tarihi ismin yolunun düştüğü şehrimiz için “Tokat’a gitmek gerek” diyor Mevlana ve sonra ekliyor; “Çünkü Tokat’ta iklim ve insanlar mutedildir” diyerek sizleri Tokat’a davet etmektedir.

Tokatımızın tarihsel mirasını ve dokusunu koruyarak, kültürel ve sosyal değerlere hassas, yerel, ekonomik kalkınmayı tetikleyecek turizm geliştirme ve kültürel faaliyetlere önem vererek, Tokatımızı ülkemizin tarihi ve kültürel turizmine tam entegre etme gayretindeyiz.

Özetle; Ballıca Mağarası’na gitmeden, Gökmedrese, Latifoğlu Konağı, Beysokağı, Sentimur Türbesi, Hıdırlık Köprüsü, Ali Paşa Cami, Ulu Cami ve Meydan Camilerini görmeden, enfes bir doğa harikası olan Kaz Gölü, Zinav Gölü, Almus Baraj Gölü, Topçam Yaylası, Komana ve Sepastapolis Antik Kentleri, Çamiçi Yaylası gibi tarihi, kültürel ve doğal yerlerini gezmeden, tahta baskı ürünlerinin yapıldığı yazmacılar çarşısı, bakırcı, zurnacı, çarıkçı gibi el sanatlarının yapıldığı Sulusokak ve Taşhan’a uğramadan, dokuma kumaşların ve otantik yöresel giyim kültürünün sergilendiği köylerimiz ziyaret edilmeden, tarihi hamamlarının birinde Türk hamamının özellliklerini tanımadan, enfes yöresel lezzetlerimiz ve özellikle Tokat Kebabı’ndan yemeden, dünyaca ünlü Niksar Ayvaz Suyu’nu kaynağından içmeden, ülkemizin taşına, toprağına işlenmiş şehitlerimize atfeten söylenen ‘Hey Onbeşli Türküsü’nü Tokatlılardan dinlemeden, hem tarihi hem doğal hem de kültürel olarak bir hazzı bütünüyle yaşamadığınızı bilmelisiniz demektir. Bu sebeptendir ki biz böylesine dolu olan bu muazzam şehrimizi Valiliğimiz, Belediye Başkanlığı, İl Özel İdaresi ile Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile ve tabi ki Tokat halkı ve Tokatımızı önce kendi halkımıza, sonra ülkemize ve nihayetinde de dünyaya tanıtmak için sorumluluğumuzun farkındayız, bu farkındalıkla ara vermeden çalışıyoruz.

Gazi Osman Paşa’nın mührünü vurduğu bu destansı şehrimize, Anadolumuzun bu cennet köşesinin tarihi ve kültürel serüvenine tanıklık etmeye çağırıyoruz.